7 Nisan 2013 Pazar

Bar Vivo, Levent Marina, İzmir



Bar Vivo daha önceden Jac Bardı... Birkaç sefer daha gitmişliğim olmuştu. Kendisi sayfiye havasında takılabildiğin bir yerdir. Eski yazlık mekanları anımsatır bana, barın tam orta yerinde gemi, geminin içinde bar, müşteri olarak hem geminin içinde hem de dışında oturabiliyorsun. Tasarlanmış yerleri seviyorum...Geminin çevresinde insanların eğlenebileceği, dans edebileceği bir boş alan var, onun da çevresi dikdörtgen şeklinde camekan kaplı... Camekana yakın yerlerde bistrolar mevcut, yer yer de koltuklar... Mekana girdiğimizde saat gece yarısını geçmişti tabii, bizim de biraz olsun bizleri canlandıracak içkilere ihtiyacımız vardı. Bunun için de birer shot içmenin uygun olacağını düşündük... Tercihimiz, son zamanlarda popüler içeceğimiz, Jegermeister...
E mideye de iyi geliyor diyorlar, sonrasında da Bomonti içtik yavaş yavaş... Meğersem Jeger ile birayı almanlar tüketirmiş. Çalışanlara gelince, misafirperverler tabii... Bizimle de at kuyruklu bir abi ilgilendi. Dezavantaj diyebileceğim bir nokta - ki bu önemli - fiyatları gereksiz yüksek... Yani Alsancak'taki mekanlara göre 2 katını veriyorsunuz diyebilirim. Bize biraz indirim yaptılar ancak ona rağmen yüksekti. Eskiden öyle değildi diye hatırlıyorum. Belki de belirli bir standartta tutmaya çalışıyorlardır... İşin özü piyasa müzik ( Dj bizim için Nil Karaibrahimgil çaldı sağolsun ) ve yeterince içkiyle eğlendik diyebilirim.

Altıbuçuk / On

Tuval ( Levent Marina ), İzmir

Tuval ( Bar Görünümü )

Saat 10.45 civarı, taksiden inmemizin ardından, topuklu ayakkabılarımızın topuklarını yere vura vura girdik marinaya... Sıklıkla yaptığımız gibi, önce marinada bir yürüyüş ve içinde o sevimli arabayla tur atış...
En güzel görünen mekan olan Tuval'i gözümüze zaten kestirmiştik... Rüzgar saçlarımızı savururken, kendimize ön tarafında, cam kenarında bir masa seçtik... Tek bir amacımız vardı, o da şarap içmek!
Şarap seçeneklerinin de olduğu menüye göz gezdirdik ve Terra Chiraz ( Denizli ) dan birer kadeh kırmızı şarap masamıza buyur ettik. Şarabın tadını tam anlamıyla almak için bir su ve iki bardak istedik. Mekan çalışanları iki bardak koyarak, sürahiden su doldurdular. Gargara ile karışık ağzımızın pasını attıktan sonra, şaraplarımızı koklamak ve sallamak suretiyle yudumlamaya başladık. Yanında da taze bir çerez...
İçeriden güzel bir müzik geliyordu, baktık ki 3 müzisyen - ki kızın sesi Bjork'e benziyor - deneme yapıyorlar. Sanıyoruz kı bundan sonra ki zamanlarda, Tuval'de canlı müzik de dinleyebileceğiz. Tuval'in görünümü sade ve şık... Bir ev rahatlığı da mevcut hatta, bitki kullanımı zaten beni benden alıyor. Dışarıdaki masaların bir kısmı cam, yanlış hatırlamıyorsam bir kısmı da ahşap... Hepsini sevdim ancak orayı benim için bir kez daha özel yapan şey, tuvaleti... Tuvaleti hayatın keşmekeşinden uzaklaşmak gibi, çok güzel, çok steril... Bir de o Rebul marka Mandalina Kolonyası yok mu... Birkaç damlası insanın içinde portakal çiçekleri açtırıyor...
Mekan saat 00.00' da kapanıyor ve mecburi hesap ödeme işlemleri... Ama geçirdiğimiz 1.5 saat ruhumuzu yeterince dinlendirdi.

Sekiz / On